ISSN: 2149-2247 | E-ISSN: 2149-2549
ERCİYES MEDICAL JOURNAL - Erciyes Med J: 25 (4)
Volume: 25  Issue: 4 - 2003
ORIGINAL ARTICLE
1.Dietary Habits And Influencing Factors In University Students At 3rd And 4th Grades
M. Mümtaz Mazıcıoğlu, Ahmet Öztürk
Pages 172 - 178
Amaç: Bu çalısmanın amacı Erciyes Üniversitesi 3-4. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve bunu etkileyebilecek bazı faktörlerin ortaya çıkarılmasıdır.

Gereç ve yöntem: Erciyes Üniversitesi'nin fakülte ve yüksekokullarındaki 27 bölümden dokuzu 1/3 basit tesadüfi örnekleme ile seçildi. Bu okulların 3-4. sınıflarda okuyan 650 öğrenciden 599'u ile yüz yüze görüşüldü. Öğrencilere beslenme tarzları ve alışkanlıkları ile ilgili 30 sorudan oluşan bir anket uygulandı.

Bulgular: Araştırmaya 394'ü kız (%65,8), 205'i erkek % (34,2) toplam 599 öğrenci dahil edildi. Kız ve erkek öğrenciler arasında sigara içimi yönünden belirgin farklılık görüldü. Beden kitle indeksi erkeklerde 22,70±2,33 kg/m2 kızlarda ise 20,77±2,06 kg/m2 olarak tespit edildi. Günde üç öğün yemek yiyen öğrenci sayısı 293 (% 48,9), iken her gün düzenli kahvaltı yapanların sayısının 206'sı (% 34,4) olduğu görüldü. Bununla birlikte öğrencilerin 251'i (% 41,9) öğle yemeğini, 540'si (% 75,1) de aksam yemeğini düzenli olarak yediklerini ifade etti. Evde aileleri ile ya da arkadaşları ile birlikte kalan, ve beslenme konusunda verilen konferanslara gönüllü olarak katılan öğrencilerin kahvaltı, öğlen ve aksam yemeklerini daha düzenli yaptığı görüldü. Ayrıca erkek öğrencilerin öğlen yemeklerini kız öğrencilere göre daha düzenli yedikleri belirlendi.

Sonuç: Bu veriler değerlendirildiğinde üniversite öğrencilerinin sık öğün atladıkları, evde kalanların daha düzenli kahvaltı yaptıkları ve en düzenli alınan öğünün aksam yemekleri olduğu görüldü. Öte yandan öğrencilerin gönüllü katıldığı konferans vb. beslenme hakkındaki eğitim faaliyetlerinin, zorunlu olarak daha önce aldıkları derslere göre, beslenme alışkanlıkları üzerinde daha etkili olduğunu düşünmekteyiz.
Aims: The aim of this study was detecting the dietary habits and some influencing factors in Erciyes University students at 3rd and 4th grades.

Materials and method: Nine departments were chosen among 27 departments of ten faculties and higher education institutes of Erciyes University by 1/3 randomization. Face-to-face conversation was made with 599 out of 650 students studying at 3rd and 4th grades. An interviewing form consisting of 30 questions about dietary habits and attitudes was applied to these students.

Results: A total of 394 female (65,8%), and 205 male (34,2%) students were recruited. There was a significant difference regarding smoking between female and male students. Mean body mass index in females was 20,77±2,06 kg/m2 and 22,70±2,33 kg/m2 in males. While the number of students having three meals per day regularly was 293 (48,9%), the number of students having breakfast was 206 (34,4%). However 251 (41,9%) of the students stated that they had lunch and, 450 (75,1%) stated that they had dinner regularly. It was apparent that students living with their families or friends and the ones participated voluntarily to conferences about diet had lunch and dinner regularly. Male students had lunch more regularly compared to female students.

Conclusion: Our data revealed that students often miss meals, have breakfast regularly if they live with their families/friends and dinner is the meal they miss as the least. The evaluation of this data suggested that students often miss meals, have regular breakfast if they live at home and dinner is the most regular meal among them. On the other hand activities like conferences with participation on a voluntary basis appeared to be more effective than previous obligatory lectures on the eating habits of the studenst.

2.Determination of Age-Related Volume Changes In Rat Brain By Cavalieri's Method
Ferruh Yücel, Nedim Ünal, Murat Erçakır, Gül Güven
Pages 179 - 185
Amaç: Bu çalışmada ratların beyninde (nörogenezi tamamlanmış) yaşla birlikte oluşan değişikliklerin ortaya konması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Bunun için 45, 90 ve 280 günlük erkek Sprague-Dawley ratları kullanılmıştır. Beyin hacimlerinin saptanmasında, etkin bir volume hesaplama yöntemi olan Cavalieri Hacim Hesaplama Yöntemi kullanılmıştır.

Bulgular: Ratların hacim hesaplamaları yapılmadan önce tartılan total beyin ağırlıkları, 45 günlük ratlarda 2.376 ± 0.006, 90 günlük ratlarda 2.348 ± 0.047, 280 günlük ratlarda ise 2.595 ± 0.059 gr olarak bulunmuştur. Buna göre; 45 ve 90 günlük ratlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmezken, 45 ve 280 günlük ratlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (P<0.01) gözlenmiştir. Yine, 90 ve 280 günlük ratların beyin ağırlıkları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark (P<0.01) saptanmıştır. Her üç gruba (45, 90, 280 günlük) ait ratların beyin hacimleri sırasıyla; 0.865 ± 0.026, 0.963 ± 0.022 ve 1.165 ± 0.071 cm3 olarak hesaplanmıştır. Buna göre; 45 ve 90 günlük ratlar arasında P<0.05, 45 ve 280 günlük ratlar arasında P<0.01, 90 ve 280 günlük ratlar arasında ise P<0.05 derecesinde anlamlı farklar gözlenmiştir.

Sonuç: Gerek beyin ağırlıklarında ve gerekse beyin hacimlerinde gözlenen yaşa bağlı bu farklılıklar, beyin hacminin nörogenez bittikten sonra da değiştiğini ortaya koymaktadır. Bu da bize, beyinde numerical densite (Nv) hesaplamalarında, hacim değişikliklerinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir.
Purpose: The purpose of the present study was to reveal age-related changes in rat brain.

Materials and Methods: Forty-five, 90 and 280-day-old male Sprague-Dawley rats were used in this study. The Cavalieri's Volume Estimate Method, very efficient in estimating brain volume, was applied to estimate the total brain volume of the rats.

Results: The mean ( ± S.E.) total brain weights of rats were 2.376 ± 0.006, 2.348 ± 0.047 and 2.595 ± 0.059 gr. in 45, 90 and 280 day-old animals, respectively. There was no significant difference between 45 and 90 day-old animals, although there were significant differences between 45 and 280 (P<0.01), and between 90 and 280 day old rats (P<0.01). However, total brain volumes of rats showed significant differences among groups of animals. The total brain volume was estimated as 0.865 ± 0.026, 0.963 ± 0.022 and 1.165 ± 0.071 cm3 in 45, 90 and 280 days old animals, respectively.

Conclusion: These significant differences in both brain weight and brain volume in ageing suggested that brain volume could change even after neurogenesis is completed. Therefore, in estimating the numerical density, changes in brain volume must be taken into consideration.

3.Isolated In Internal Mammary Artery Injuries Resulting From Stab Wounds: An Unusual Cause of Life-Threatening Hemothorax
Fahri Oğuzkaya, Yiğit Akçalı, Mehmet Bilgin, Arif Haberal
Pages 186 - 188
Amaç: Göğüs ön duvarının delici yaralanmaları, yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir. Bunlardan biri sol meme atardamarı ya da internal mammarian arterin (İMA) bıçakla yaralanması sonucu olan hemotorakstır.

Gereç ve yöntem: Biz, son on yıl içinde, bıçaklanma sonucu izole İMA yaralanması olan on olguyu gözden geçirdik. Acil servise geldiğinde altı (%60) olguda hemorajik şok vardı. Bütün olgulara acil torakotomi yapıldı.

Bulgular: Operasyon bulgusu, dokuz olguda (6 sol, 3 sağ) İMA kesisi komplet; Bir olguda ise sol İMA parsiyel kesisi vardı. Cerrahi yöntem dokuz olguda ligasyon, bir olguda lateral onarımdı. Ortalama hastanede kalış zamanı yedi gündü. Mortalite ve morbidite görülmedi.

Sonuç: Sadece İMA yaralanmasının masif hemotoraksın sebebi olabileceği akılda tutulmalıdır. Penetran toraks travmasına bağlı massif hemotoraksta acil torakotomi hayat kurtarıcı olabilir.
Background: Anterior thoracic penetrating injuries may result in life-threatening complications. One of these is massive hemothorax as a result of stab wounds to the internal mammary artery.

Methods: We reviewed retrospectively ten cases with isolated internal mammary artery injuries resulting from stab wounds during the period of last ten years. Six patients (60%) were admitted in hemorrhagic shock into emergency room. Urgent thoracotomy was performed in all cases.

Results: Operative findings were nine complete disruption of IMA (3 right and 6 left), and 1 partial one (on the left). Surgical methods were ligation (n=9) and lateral repair (n=1). Average hospitalization time was 7 days. There were no complications or mortality.

Conclusions: Isolated IMA injury may be the unique cause of massive hemothorax. Urgent thoracotomy may be life-saving for patients with hemorrhagic shock due to penetrating thoracic injury.

4.Changes In Homocysteine Levels In Epileptic Children Receving Sodium Valproate
Elif Ozerol, İbrahim Ozerol, Mehmet Aslan, Cengiz Yakıncı, İsmail Temel
Pages 189 - 192
Amaç: Valproatın folat ve homosistein düzeyleri üzerinde etkileri ile ilgili veriler çelişkilidir. Bu çalısmanın amacı valproat alan çocuklarda homosistein, folat ve vitamin B12 düzeylerinde farklılık olup olmadığını değerlendirmektir.

Hastalar ve Yöntem: Sodyum valproat alan altmışbeş hasta ve yirmibeş sağlıklı kontrol çalışıldı. Serum total homosistein düzeyleri ELİZA kitiyle analiz edildi. Vitamin B12 and folat değerleri Bio DPC kitleriyle ölçüldü.

Bulgular: Serum Hcy konsantrasyonları hastalarda kontrollerdekinden anlamlı olarak daha yüksekti. Üstelik, kontrollerle karşılaştırıldığında serum folat düzeylerinin hastalarda anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Bunun aksine, serum vitamin B12 düzeyleri değişmedi.

Sonuç: Sonuçta, bizim verilerimiz valproat ile uzun süre tedavinin serum homosistein konsantrasyonlarını arttırdığını göstermektedir; homosistein metabolizması üzerinde valproatın indükleyici bir etkisi olabilir ve bu etki düşük folat düzeylerinden bağımsız değildir. Bu sonuçlar sodium valproat alan hastalarda hiperhomosisteineminin tanımlanması için homosistein düzeylerinin tayin edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Purpose: The data regarding valproate and their influence on folate and homocysteine levels are conflicting. The aim of this study was to evaluate whether differences exist in homocysteine, folate, and vitamin B12 levels in children receiving valproate.

Patients and Methods: Sixty-five patients receiving sodium valproate and twenty-five healthy controls were included in the study. Serum total homocysteine levels were analyzed by enzyme linked immunosorbent assay kit. Vitamin B12 and folate values were measured by Bio DPC kits.

Results: Serum homocysteine concentrations were significantly higher in patients than those of the controls. Moreover, serum folate levels were observed to be significantly decreased in patients compared to controls. On the contrary, serum vitamin B12 levels did not change in the patients.

Conclusion: Our data show that prolonged treatment with valproate increases serum homocysteine concentrations suggesting that an effect of inducer valproate on homocysteine metabolism could exist, which is not independent of the effect of low folate levels. These results indicate that homocysteine levels should be determined in order to identify hyperhomocysteinemia among patients receiving sodium valproate.

5.Non-Union of Fractures of Clavicle
Mehmet Tuncel, Mehmet Halıcı, Şevki Kabak, Levent Avşaroğulları, Sinan Karaoğlu
Pages 193 - 199
Amaç: Bu çalışmada, klavikula pseudoartrozu nedeniyle kemik grefti ile birlikte tedavi ettiğimiz, Dinamik Kompresyon Plakları (DCP) ile tesbit uygulanan 15 ve Low-contact Dinamik Kompresyon Plakları (LC-DCP) ile tesbit edilen 19 hastanın sonuçlarını retrospektif olarak karşılaştırmayı amaçladık.

Hastalar ve Yöntem: DCP ile 11 atrofik ve dört hipertrofik pseudoartroz tedavi edilirken,13 atrofik ve altı hipertrofik pseudoartrozuna LC-DCP ile tesbit yapıldı.Hastaların günlük aktiviteleri ve ameliyat sonrası yaşam kalitesi Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH) sorgulaması ile değerlendirildi. DCP ile tedavi edilen grupta ortalama takip süresi 6.2 yıl (2-10 yıl) ve LC-DCP ile tedavi edilen grupta ise ortalama 3.4 yıl (2-6 yıl) idi.

Bulgular: DASH fonksiyon/semptom skoru DCP ile tedavi edilen grupta 9.2 ±2.0 puan iken LC-DCP ile tedavi edilen grupta 8.7 ±1.1 puan idi.

Sonuç: Klavikula pseudoartrozlarının tedavisinde otojen kemik grefti ile birlikte LC-DCP ile tesbit başarılı bir tedavi yöntemidir.
Purpose: The aim of this retrospective study was to compare the results of the techniques of dynamic compression plating (DCP) or low-contact dynamic compression plaques (LC-DCP) applied to patients for internal fixation and bone grafting of non-union of the clavicle.

Patients and Methods: There were 11 atrophic and four hypertrophic non-unions in the DCP treated group and 13 atrophic and six hypertrophic non-unions in the LC-DCP treated group. The patients' everyday activities and general post-operative quality of life were estimated with the Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH) questionnaire. The average follow-up period of the cases treated with DCP was 6.2 years (range 2-10 years) and that of the cases treated with LC-DCP was 3.4 years (range 2-6 years).

Results: In the group treated with DCP the mean DASH function/symptom score was 9.2 ±2.0 points. Mean DASH function /symptom score was 8.7 ±1.1 points in the group treated with LC-DCP.

Conclusion: We conclude that the use of an LC-DCP with autologous bone-grafting is a reliable method of treating ununited fractures or non-unions of the clavicle.

CASE REPORT
6.Pulmonary Mucormycosis: Report of Two Cases
Mehmet Bilgin, Fahri Oğuzkaya, Sema Oymak, Özlem Canöz
Pages 200 - 203
Akciğer mukormukozisi; diahetes mellitus.lösemi, lenfoma ve diger immün süpresif hastalıklarla birlikte görülen nadir bir mantar hastalığıdır.Hastalık; mantar sepsisi, santral hava yolları tutulumu ile solunum yetmezliği, büyük damar invazyonuyla masif hemoptiziye yol açarak ölümcül olabilir. Bu makalede cerrahi ve medikal olarak tedavi edilen, diyabetli iki hastada akciğer mukormikozisi sunulmuş ve literatür bilgileri ışığında tartışılmıştır.
Pulmonary mucormycosis is an uncommon fungus infection complicating diabetes mellitus. leukemia, lymphoma, and other debilitating diseases. The rapid progression of the clinical course and strong propensity for invasion of large vessels and central airways leading to fatal massive hemoptysis, respiratory failure, or fungal sepsis is responsible for the high mortality rate. This report concerns about two cases with the diagnosis of diabetes mellitus and pulmonary mucormycosis who were successfully treated by pulmonary resection plus medical therapy; the case was discussed in the light of literature.

7.Pleural Empyema Caused By Salmonella Typhimurium In A Patient With Acute Lymphoblastic Leukemia
Türkan Patıroğlu, Selmin Murataldı, Esat Köklü, Musa Karakükçü
Pages 204 - 207
İmmünolojik hastalıklarda salmonella enfeksiyonu sık görülmesine rağmen, akut lösemili çocuklarda çok nadir görüldüğü bilinmektedir. Bu makalede akut lenfoblastik lösemi ve plevral ampiyem vakası sunulmuştur. On iki yaşında erkek hasta ateş ve eklem ağrısı şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Akut lenfoblastik lösemi tanısı alan hastaya yüksek risk BFM 90 protokolü başlandı. Kemoterapi tedavisi sırasında plevral ampiyem gelişen hastanın plevral mayisinden Salmonella typhimurium izole edildi. Hasta açık göğüs tüpü drenajı ve seftriakson ile başarıyla tedavi edildi.
Although it has been well known that salmonella infections are relatively common in patients with immunologic disorders, they are very rare in children with acute leukemia. In this report, a child with acute lymhoblastic leukemia and pleural empyema was presented. A 12-year-old boy was admitted to the hospital with the complaints of fever and arthralgia. The diagnosis of acute lymphoblastic leukemia was established and high risk BFM 90 protocol was initiated. During this chemotherapy protocol, pleural empyema developed and Salmonella typhimurium was isolated from pleural fluid. The patient was successfully treated with closed tube drainage and ceftriaxone.

8.Ocular Findings in A Case With Hallermann-Streiff Syndrome
Ayşe Öner, Tamer Güneş, Berrin Karaman, Mehmet Köse, Hakkı Doğan
Pages 208 - 210
Hallermann-Streiff sendromu oldukça nadir görülen bir konjenital sendromdur. Genelde sporadik olarak ortaya çıkan bu sendrom kusa benzer yüz görünümü, mandibula ve maksilla hipoplazisi, göz ve diş anomalileri, deri atrofisi ve ufak vücut yapısı ile karakterizedir. Bu yazıda 11 yaşındaki bir olgunun klinik özellikleri sunulmuştur.
Hallermannn-Streiff syndrome is a rare congenital syndrome. This syndrome is usually sporadic and characterized by a bird-like face, mandibular and maxillary hypoplasia, ocular and dental abnormalities, skin atrophy and short stature. In this report the clinical characteristics of an 11 year old case were presented.

REVIEW
9.Ischemic cerebrovascular events and endarterectomy in carotid artery stenosis
Ufuk Yetkin, Ali Gürbüz
Pages 211 - 219
Ekstrakranial karotis arterlerinin aterosklerotik tıkayıcı hastalıgında cerrahi uygulamanın temel amacı
inmelerin önlenmesidir. Uygun olgularda karotis endarterektominin felç önlemedeki olumlu etkisi
yadsınamaz. Felçler ve bunun sonucu gelisen ölümlerin topluma getirdigi sosyo-ekonomik yük yadsınamayacak
kadar fazladır. lk uygulamaya basladıgından bugüne kadar olan gelismeler karotis endarterektomisi
uygulayarak etkili bir felç profilaksisi yapılabilecegini göstermistir. Türkiye’de de son yıllarda karotis
endarterektomilerine olan ilgi artmıs; endikasyon ve cerrahi konusunda tartısmalar yogunluk kazanmıstır.
Ateroskleroz sistemik bir hastalık oldugu için koroner arter hastalıgı nedeni ile kliniklere basvuran hastalara
mutlaka sistemik bir arteriyal sorgulama yapılmalı, özellikle de karotid arterler mutlaka incelenmelidir.
Postoperatif nörolojik komplikasyonlar y.nünden günümüzde yapılan çalısmalar ile kombine
karotid+koroner lezyonu bulunan hastalara ayrı seanslarla ya da kombine yaklasımla her iki lezyona da
cerrahi girisimde bulunulması, sadece koronerlere ya da, sadece karotidlere yapılan girisimlere göre çok daha
faydalı oldugu kanıtlanmıstır.
Main goal of surgical performance in atherosclerotic obliterating diseases of extracranial carotis arteries is to prevent ischemic stroke. That carotis endarterectomy in appropriate cases has positive effects on preventing stroke can not be denied. Strokes and consequent deaths have a big socio-economic load on community. Recent developments showed that stroke can effectively be prevented with carotis endarterectomy. Also, interest in carotis endarterectomy was recently increased in Turkey, and discussion on indication as well as surgery grew. Since atherosclerosis is a systemic
disease, in all patients admitted to clinics for coronary artery disease, systemic arterial symptoms must be searched with a particular emphasis on carotis
pathology. It was proved with postoperative neurological complication studies that operating both lesions either in one session or doing a combined performance in patients with combined carotis+coronary lesions is more useful than solely coronary or carotis interventions.

LookUs & Online Makale